Az önce Sezai Karakoç’un bir cümlesini okudum. ‘’Ah benim körler ülkesinde ayna satan kalbim’’ Bu cümle üstüne aslında söylenecek pek de bir şey yok; kalbim o kadar yılgın ki. Anlatmaktan, anlaşılmaya çalışmaktan, umut etmekten yorgun düştüm. Eminim seninde böyle hissettiğin zamanlar olmuştur. Bencil, kendini bilmez insanlar her yerde; bir dost sohbetine hasret kaldım. Sağım solum kibir. Mutlu olmanın, olabilmenin ihtimali bile deliye döndürüyor. Bir avuç insanız bu koca evrende ama hiçbir şeyi paylaşamıyoruz. Hep mi böyleydi. Hangi çağda böylesi nefret doldu bu insanlar. Yanındakinin mutsuzluğundan mutlu olan insanlar gördüm. Sorsan benim için en iyisini diliyorlar. Kime neyi anlatabilirim ki bu yaştan sonra oysa çocuk kalbim inanmıştı her söylenene, samimiyetsiz yalanlara inanmıştım. Şimdi bir cümle kurmak için bin kere düşünmem gerekiyor bunun altından başka bir şey çıkar mı? En güvendiğin insanların bile arkasına sakladığı bir bıçağı var; her an saplamaya hazır. Baksan bir halt olamamış, hayatta bir dikili ağacı yok yargılar havada uçuşuyor. O, karşında duran insana bakıp da, susmak var ya en acısı o, korktuğumdan değil elbet bir zavallıya ne anlatabilirsin ki. Ah ne üzücü kötü kalplilerin ülkesi..
Linç kültürümüz var bizim ya! Bu nedir? Kim verdi bir başkasını rencide etme hakkını? İlk kalbi kim kırdı? İlk yalanı kim söyledi? İlk kötü ne zaman kazandı? Karşında ki insana sadece insan olduğu için saygı duymak bir erdem sayılıyor. İnsanlık yapmak diye bir kalıp var. İlk kim çıktı insanlıktan? İlk taşı kim attı?
Bir atasözü der ki ‘her düşüş bir öğreniş’ bende düşe kalka insanların bu kadar kötü ve acımasız olduğunu öğrendim. Okullarda insan olmanın, saygı göstermenin, nezaketin eğitimi verilmeli, yere çöp atmanın yanlış olduğu öğretilmeli mesela bugün elinde ki çöpü yere atan yarın kalbinde ki pisliği aşka insanların üstüne atmaya çalışacak.
Uzunca yıllar hemşirelik yaptım. Ta ki artık kalbim insanlardan nefret edene kadar. İnsanlar acı çekerken gerçek yüzlerini saklayamıyorlar. Oysa yaptığım işin hiçbir maddi karşılığı yoktu benim gözümde bir güzel sözü hak ettiğimi düşünürdüm. Konu yine buraya nasıl geldi bilmiyorum bu da benim en üzüldüğüm her fırsatta dile getirdiğim bir konudur. İnsan teşekkür etmeyi bilmeli çocuklara bunları öğretmemiz lazım. Özür dilemenin acizlik olmadığını bizden öğrenmeleri gerekiyor. Şunu fark ettim ki kötü olmakta bir mesai gerektiriyor. Ortalık karıştırmak için düşünmek ve bir mevzu çıkarmak gerekiyor. Bir insanın başarısını karalamak için bir kulp takmak lazım. Bunlarda kolay işler değil elbet.
Oysa yaşamak bir çiçeği dalında koklamak gibi olmalı incitmeden sevmek gerek. Sevmek, ama sadece kendini değil herkesi sevebilmek. Kusurlarıyla ve başarılarıyla geçen instagramda bir oyuncu dost mutlu gününde yanında olandır diyordu.
Çok doğru benimle mutluluğumu paylaşabilen kaç kişi var ki. Çok az ve ben onların gerçek sevgisini yüreğimde hissedebiliyorum. Gerisinin de gözlerinde kini görüyorum. Evet artık görüyorum. Artık ayna satmayı bıraktım. Beni anlamayacak insanlara tek cümle kurmuyorum.

Bir Cevap Yazın