Üniversitenin orta bahçesinde çimlere uzanmış müzik diliyordum. Güneş tam tepemde, bedenimin her zerresinde sıcaklığını hissedebiliyordum. Arkadaş grubumdan bağımsız kendi başıma olmaktan mutluydum. Kendimi hiçbir yere ait hissetmiyor ve kaçıp gitmenin planlarını yapıyordum. Para değeri olan hiçbir şey beni mutlu etmiyordu. Aslında müzik dinlemek, şiir yazmak ve bilmediğim şehirlerde kaybolmak dışında hiçbir şeyden zevk almıyordum.
Arkadaşlarımın aksine iş aramıyor, kariyer planlaması yapmıyor, okulun sunduğu avantaj sağlayacak hiçbir etkinliğe katılmıyordum. Bazı forumlara üyeydim ve çok sayıda yarı karanlık insanla da takılıyordum. İçimde hissettiğim eksiklik duygusundan kurtulmak gerçekte ait olduğum yeri bulmak için her yolu deniyordum. İşte yine yanlış yerde olduğumu hissettiğim bir gündü. Güneş gerçekten yakıcıydı. Toparlanıp eve gitmeye karar verdim. Bizim kızlarla vedalaşıp okuldan çıktım. Haydarpaşa’dan Kadıköy’e inen yolda ağır adımlarla ilerlerken köprüye geldiğimde telefonum çaldı. Durup açtığımda D. arıyordu. Perşembe günü için kafede yerine çalışacak birine ihtiyacı vardı. Kabul ettim. Çay koymayı bile beceremiyordum ama olsundu. Telefonu kapattıktan sonra tren raylarının karmaşık yollarını seyrettim bir süre, gitmek eylemi de böyle karma karışık değil miydi? Çoğu zaman kararlar, planlar, seçenekler, ihtimaller birbirine karışmıyor mu?
Uzun zamandır İstiklal’de yürümüyordum. Sabahın erken saati dükkanlar henüz açılmamış. Çöp arabaları caddeyi temizlerken uykunun esaretindeki suratların telaşla bir yerlere yetişmeye çalışmalarını seyrediyordum. Ben mi? Benim hiç acelem yoktu. Kafeye vardığımda henüz açılmıştı. P. dışında kimse yoktu. P. Kafenin sahibiydi ve ben bunu henüz bilmiyordum. -Günaydın. diyerek içeri girdim. Uzun boylu, geniş omuzlu, hafif göbekli, saçlarının bir kısmı beyaz, 50 yaşlarında bir beydi P.
-Ah günaydın henüz açtık 1 saat sonra servis başlayacak. Dedi. Yüzüne sevecenlik katan gülümsemesine karşılık küçük çaplı bir kahkaha patlattım. Ben S. Bugün size yardım için geldim. D.’nin haber verdiğini umuyorum. -eşek herif bana bundan bahsetmedi. Onun kadar sorumsuzunu görmedim. Gel bakalım. Dedi. İçeri adımımı attığımda burada aylar geçireceğimi, ailem kadar yakın, evim kadar benim hissedeceğimi bilmiyordum. Tabi yaşanacak bir dizi trajediden de haberim yoktu. Kocaman bir gülümsemeyle -Ben S. Dedim. -Sen masa sandalyeleri düzenlerken bende kahvaltı hazırlayayım. Bir şeyler yerken konuşuruz. Dedi ve kasanın yanındaki merdivenden koşar adım aşağı indi. Uzun taş duvarlı koridordan ilerlerken barın arkasındaki aynada uzun kızıl saçlarımı topladım. Çantamı ve deri ceketimi çıkartıp barın üstüne bıraktım. 6 masalık şahsına münhasır akşamdan kalma bir kafeydi burası, masanın üzerlerini toplayıp sandalyeleri düzelttim. Girişte küçük bir kitaplığın üzerinde duran bilgisayarı açıp yanında ki CD’lerden birini taktım. Adını hiç duymadığım yunan bir grubun müziği bütün kafeyi sardı. İçimde anlamsız bir huzur vardı. Yeni bir yerde olmanın heyecanıyla bir koltuğa bıraktım kendimi camla bölünmüş bahçeyi seyre daldım. Kötü günlerin yaklaştığından habersiz kahvaltı servisini bekliyordum. Bir günlük bir yardımın hayatımda böyle derin izler bırakacağını bilseydim yine de gelir miydim bu yere bilmiyorum…
Bir Cevap Yazın