Eli kalbinin üstünde başını dizlerine dayamış mutfağın balkonunda oturuyordu. İçinde bir sıkıntı arada yüzünü gökyüzüne çevirip yıldızlara bakıyordu. Radyoda slow türk açıktı. Annesi -Sühan çay içer misin? Diye sordu. Çay içmek istemiyordu. Hatta ağzına bir lokma yemek bile koymak istemiyordu. Günler geçmişti ve Rüzgar’dan bir haber alamamıştı. Onu bir daha nasıl görecekti? Saat gece yarısını geçiyordu. Herkes uyumuştu. Kulaklıklarını çıkarıp ayağa kalktı. Geniş mutfağın ortasındaki masanın yanından geçip tezgâhın üstündeki sürahiden bir bardak su doldurdu. Tezgâhın bitimindeki uzun kiler dolabına yaslanıp suyunu içti. Elinde boş bardak bir süre öylece durdu. Sonra sessizce salona süzülüp kapıyı kilitledi. Telefonu açıp titrek parmaklarıyla ezbere bildiği numarayı çevirdi. Kalbinin sesi telefonu bastıracak diye düşündü. İki kere çaldıktan sonra yumuşak ve sevecen bir ses -alo dedi. -Ben Sühan diye bildi. Sonradan bir merhaba ya da iyi geceler demediği için çok kızmıştı kendi kendine ama o anda sadece bu kadarını söyleyebildi. -Nasılsın dedi. Sesi biraz soğumuş muydu yoksa Sühan evham mı yapıyordu. -iyiyim. Sen nasılsın? -Bende iyiyim Sühan. Bir süredir sesin çıkmayınca doğrusu seni merak ettim. Kısa bir sessizlik ve derin bir nefesten sonra -işlerim vardı diyebildi. Neden gerçeği söylememişti ki? Evde misafirler olduğunu aslında buluştukları günden beri aklından çıkmadığını aramak için fırsat kolladığını ama bir türlü müsait bir zaman bulamadığını anlatabilirdi. Rüzgar’da -anladım demekle yetindi. Ararken sabaha kadar konuşmak ümidiyle aramıştı ama bir anda -kapatmam gerekiyor. İyi geceler deyip cevap vermesini beklemeden telefonu kapatmıştı.
İnsan ilk gördüğü anda âşık olduğu adamdan neden bu kadar korkardı? Aslında ondan korkmuyordu. Çok âşık olmaktan ve sonunda çok üzülmekten korkuyordu. İlk defa böylesi duygular yaşıyordu. Kalbi ilk defa birisi için çarpıyordu. Yemek yemeyi, ders çalışmayı, arkadaşlarını dahi unutmuştu. Kimseyle görüşmek istemiyordu. Aklı fikri Rüzgar’daydı. Üzerindeki beyaz salaş tişörtü ve siyah şortunu çıkartıp etekleri dizine kadar uzanan beyaz geceliğini giydi. Yatağına uzanıp yaptığı aptal kısacık telefon konuşmasını düşünürken uyuyakaldı.
Sabah olduğunda evde bir hazırlık vardı. Hafta sonları Sühan annesi ve ablasıyla ananesine giderdi. Bugün hiçbir yere gitmek istemiyordu. Yüzünü duvara dönüp uyuyormuş gibi davrandı. Annesi odaya girip ablasını ve onu uyandırmaya çalıştığında karnının ağrıdığını söyleyip yatmaya devam etti. Nihayet evde yalnız kaldığında yatağın ortasında oturup saçlarını karıştırdı. Sonra birden yataktan kalkıp ablasının dolabını açıp elbiselerini karıştırmaya başladı. Kırmızı salopet elbisesini aldı ve üstüne doğru tutup kendini seyretti. Fazla açıktı ama içine beyaz bir tişört giyerse olabilirdi.
Hazırlanması tam yarım saat sürmüştü. Sühan için uzun bir süreydi. Onun saf bir güzelliği vardı. Bir duş alıp saçlarını tarar ve eliyle biraz karıştırıp çıkardı. Makyaj yapmayı severdi ama onu da özel günlere saklardı. Durağa vardığında otobüs geldi. Bomboş otobüsün en arla koltuğuna geçip başını cama yasladı. Nereye gidiyordu? İçinden bir ses onu görmek için yola koyulmasını söylemişti. Yol boyu sessizce dua etmişti. Onu göreceğine emindi. Merkeze geldiğinde otobüsten indi. Önce deniz kenarında bir banka oturup denizi seyretti. Saçları rüzgârda uçuşurken bir tablonun içinde gibiydi. Duru güzelliği yanından geçenlerin bir kez daha bakmasına neden oluyordu. O ise boş gözlerle denizi seyrediyor gözü kimseyi görmüyordu. Hiç tereddüt etmeden gelmişti. Sanki randevulaşmışlar gibi oturmuş ara sıra saatine bakıyordu. Uzunca bir süre oturduktan sonra ardında bir gölge hisseti. Tam bir hışımla ayağa kalkıp bağıracakken kalakalmıştı. İşte oradaydı tam karşısında randevusuna son anda yetişmiş gibi telaşlı elinde iki tane kahve sıcacık gülümsüyordu.
-Seni uzaktan gördüm ve kahveleri yetiştirmek için acele ettim umarım başka birini beklemiyorsundur dedi. Sühan boş bulunup -seni bekliyordum dedi ve yanakları o anda kıpkırmızı kesildi. Rüzgar şaşırmıştı sadece gülümseyip kahvesini uzattı. Bir süre öylece oturdular. Sessizliği Rüzgar bozdu. -Söyle bakalım beni mi takip ediyordun? Buraya geleceğimi nereden biliyordun? -Seni takip etmiyordum. Öylesine bir şeydi dedi. Toparlamaya çalıştıkça daha da saçmalıyordu o yüzden susmuyor tercih etti. Hem çok mutluydu hem de çok korkuyordu. İlk defa tattığı bu duygular karşısındaki adama kendini teslim ediyordu. Bir yanı da korkuyordu? Kimdi bu adam ona nasıl güvenebilirdi? Annesinden habersiz buralara gelmişti. Bir duysa dayak bile yiyebilirdi. Sühan her zaman doğru şeyleri yapan çocuktu. Annesinin sözünden pek çıktığı görülmemiş uysal bir kızdı. Hiç haberi yoktu bu uysal kızdan nasıl asi bir ruh çıkacaktı. Rüzgar kalbini kıracaktı. Hem de defalarca kez hiç birinden habersiz kalbini bu adamın avuçlarına bırakmıştı bile…

Bir Cevap Yazın