Bu kartı sana Phuket’ten atıyorum.
34. yaş günüm yaklaşırken, içimden Küçük İskender’i anmak geldi. En sevdiğim şairlerden biri… Belki de içimdeki kaosa en yakını o olduğu için.
Yolun yarısına yaklaşırken, hâlâ öğreniyorum.
Kendimi.
İnsanları.
Hayatı.
Ve en çok da öfkeyi.
Yıllarca içimde taşıdığım o tanımsız öfke…
Neye kızdığımı bilmeden kızdım.
Güzel başlayan bir günü bir anda berbat ettim.
Herkese doğan güneşin bana hiç uğramadığını düşündüm.
Doktorlara gittim, ilaçlar kullandım.
Aileme kızdım.
Çocuklara kızdım.
Çevreme küstüm.
Ama en çok da kendime hırpaladım.
Nedenini bilmediğim bir ağırlık vardı üzerimde, omuzlarımdan ruhuma inen… Ve ben onunla yaşadım.
Yirmi gündür Phuket’teyim.
Kendimle baş başa kaldım.
Bunca zamandır ilk kez gerçekten düşündüm.
İlk hafta mutsuzdum.
Oysa aylarca hayalini kurmuştuk bu tatilin.
Kız kıza, çocuklarımızla birlikte.
Gülüşmeler, deniz, kahkahalar…
Dışarıdan bakınca her şey tamamdı. Ama içim eksikti.
Ve anladım:
Ben hâlâ içimdeki öfkeyi bırakamamışım.
Ona sıkı sıkı tutunmuşum.
Öfkenin kaynağına inmeye karar verdim.
İndikçe fark ettim ki…
Ben sevmeyi bilmiyorum.
Sarılmayı bilmiyorum.
Saç okşamayı, “seni seviyorum” demeyi…
Sevdiğinle sevgiyi paylaşmayı bilmiyorum.
Öğrenmemişim.
Kimse öğretmemiş.
Ve ben de öğrenememişim.
Kavgaların içinde, sessiz yalnızlıkların ortasında büyümüşüm.
Yumuşak sözlere yer olmayan bir evde…
Ve sevgi dolu cümleler ağzıma yabancı kalmış.
Sevdiğim adama “sevgilim” diyememişim.
Anneme sarılıp “canım annem” dememişim.
Babamın ise zaten sevgiyle ilgili pek fikri yokmuş.
Korku dolu bir kalple yaşamaya çalışmışım.
Ama korku zamanla öfkeye dönüşmüş.
Bir ömür geçmiş.
Üç koca on yıl.
Ve şimdi buradayım.
Tropik bir adada, çocukların kahkahaları arasında,
Geceleri içime çöken sessizlikle baş başa…
Artık sevmeyi öğrenmek istiyorum.
Yaralarımı gizlemeyen, utanmadan sevgi gösteren biri olmayı…
Çünkü fark ettim ki; yaşamak sevmeyi bilmeden olmuyor.
Ve kimse senin yerine bu duyguyu taşıyamıyor.
Bir Cevap Yazın