İbn Haldun bir cümleyle özetlemiş aslında:
“Fazla tevazunun sonu, vasat adamdan nasihat dinlemektir.”
Bugünlerde insan ilişkileri öyle bir noktaya geldi ki, gerçek değeri sessizce içinde taşıyanlar geri planda kalıyor; ne olduğu belirsiz, içi boş özgüven balonları ise sahnenin tam ortasında yer kaplıyor. Ego, artık yetenekten bağımsız bir değer gibi sunuluyor. Kendini olduğundan daha üstün göstermek adeta bir meziyet sayılıyor.
Ama komik olan şu: Olmadığın biri gibi davranmak, bir yerden sonra sadece sırıtıyor. Gerçek yetenek, gerçek bilgi ve gerçek karakter zamanla kendi ışığını saçar. Suni parıltıların ömrü kısa olur; gün gelir, herkes görür.
İnsan ilişkilerim hiçbir zaman kusursuz olmadı. Bazı oyunları anlamakta zorluk çektiğim, bazı maskeleri sezmek istemediğim için çoğu zaman insanlardan uzak durmayı tercih ettim. Belki şu an bunları yazarken bile “Egosu var” diye düşünenler olacaktır. Olsun. Benim derdim ego değil; benim derdim, yetmediği halde çok bildiğini zannetmekle, yaşamadığı tecrübeler hakkında hüküm vermekle.
Çünkü biliyorum ki gerçek bilgelik sessizlikte büyür. Gerçek ustalık kendini ispatlama çabası gütmez. Ne yazık ki bugünlerde sesi çok çıkanlar; en az bilen, en az yaşayanlar. Sessiz kalanlar ise, fazla tevazu gösterdikleri için nasihat dinlemek zorunda kalıyor bu vasat adamlardan.
Bu yüzden bazen durup kendimize sormalıyız:
“Gerçekten hak edene mi kulak veriyorum, yoksa en yüksek ses çıkarana mı?”
Çünkü hakikatin sesi her zaman en gür çıkan değildir. Hakikat, çoğu zaman fısıltı gibidir. Onu duymak için önce iç sesimizi susturmamız gerekir.

Bir Cevap Yazın