Yıl 2007 falan özel bir huzur evinde hemşirelik yapıyorum. Henüz liseden mezun olmamışım. Hayatının sonbaharını yaşayan insanlarla olmanın verdiği o garip hisle büyüyorum. Benim her halim genç ve güzel; önümde sıfır bir hayat var. Sonunda ne olabilir biliyorum. Hayallerim var evet hemşireyim ama ben hemşirelik yapmak için yaratıldığıma inanmıyorum. Yeni şehirler yeni hayatlar keşfetmeli ve bunları anlatmalıyım. İhtiyacım olan tek şey biraz para bunun içinde çalışmam gerek. Gündüzleri okula gidiyorum boş vakitlerimi çalışarak ve eğlenerek geçiyorum. Tek bir amacım var mutlu olmak. Sürekli okuyor ve araştırıyorum. Yurt dışına çıkmak istiyorum. -Bu arada çıkacağımdan eminim- (çıkamadım). Hayatımın her alanını dolu dolu yaşıyorum. Çalıştığım yerdeki patronlarım 3 kız kardeş ve inanılmaz güçlüler. Bende öyle güçlü olmayı hayal ediyorum. Bir kadının neler başarabileceğini görüyor ve öğreniyorum. Henüz hiç bir şeyden korkmuyorum! Üniversiteye başladığımda her şey yine mükemmel; Marmara Üniversitesi Haydarpaşa kampüsündeyim. Orta bahçede çimlere uzanmış bir gençlik dizisinin başrolündeymişim gibi hissediyorum. Tek bir sorun var istediğim bölümü okumuyorum. Yinede devam etmem gerektiğini biliyorum çünkü özgürlük kolay kazanılmıyor. Akşamları Meis’te Küçük İskender dinlemeye gidiyorum. Şiirler yazıyorum. Beni mutlu eden tek şeyin yazmak olduğunu keşfediyorum. Sırt çantamda bir defter ve bir kalemle oradan oraya sürükleniyor ve daima yazıyorum. Evini çantasında taşıyan insanlardanım hiç bir yere ait değilim. Hiç sevilmedim. Bunu yazma cesaretini gösterdim; beni sevdiğini düşünen yakın çevrem isyan edebilir ama artık umurumda değil. 33 yaşımda sevginin ne demek olduğunu artık biliyorum. Gerçek sevgi ile ne zaman tanıştın derseniz tabi ki eşimle, bu kadar güzel seven başka bir insan görmedim. Neyse başka bir yazının konusu bu eşsiz sevgi şimdi kanatlarım nasıl kırıldı onu anlatıyorum. Birgün yine çimlerin üstünde yatarken buraya ait olmadığımı hissettim. O günden sonra bir daha okula gitmedim. Bir kafede garsonluk yaptım. Şiirler yazdım. Kitaplar okudum dans ettim. Bir noktada çevrem tarafından hiç bir işe yaramadığım düşünüldüğü için kendimi eksik hissetmeye başladım. Neden okula gitmiyordum? Çok güzel bir mesleğim vardı? Bari çalışsaydım. Yanlış yaptığımı o kadar çok söylediler ki inanmaktan başka çarem yoktu. Bende hemşirelik yapmaya karar verdim. Tam 10 yıl hiç sevmediğim bir işi yaptım. İlk çalıştığım yerlerden biri olan Koşuyolu Medipol Acil servisinde buranın bir araç olduğunu hayallerime kavuşmak için geçmem gereken dikenli bir yol olduğunu söyleyip duruyordum. Çıkacağım uzun tren seyahatlerinin hayallerini kuruyor bunları anlatıyordum. Bir zaman sonra bir baskı hissetmeye başladım. Çocukça bir hevesle anlattığım hayallerimin bir gün söneceğine ikna ediliyordum. Sonraları eve daha yakın bir hastaneye geçtim. Yavaş yavaş alıştım bu mesleğe insanları seviyordum. Dahası insanlara yardım etmeyi seviyordum. Çok fazla çalışıyordum. İlk önce çantamdaki defterim ağırlık yapmaya başladı. Sonraları yazmaktan vazgeçtim. Günlerin yoğunluğu ve karmaşası içerisinde gidip geliyordum. Eve biraz daha yakın olsun diye küçük bir tıp merkezinde çalışmaya başladım. Hayallerimden çok uzaktaydım. Ki zaten artık hayalde kurmuyordum. Ev ve arasında gidip geliyordum. Artık insanlara yardım etmeyi o kadar da sevmiyordum. Yorgundum! Tek yapmak istediğim eve gidip cips ve çekirdek eşliğinde film izlemekti.
Bir sabah ansızın telefonum çaldı ve annemin trafik kazası geçirdiğini öğrendim. Dünyam başıma yıkıldı. Beni sevdiğine inandığım tek bir insan vardı onu da kaybetmiştim. Kolum kanadım işte o gün kırıldı. Beykoz Devlet Hastanesi acil servisinde Gökhan Abinin anneni kaybettik dediği anı hala hatırlıyorum. İşte o anda bütün dünya dondu. Ben dondum. O günden sonra kendime gelmek için yas terapileri, aile dizimleri, antidepresanlar, kurslar; aklınıza gelebilecek her şeyi denedim. İyileşmek için yaptığım onca şeyin elbette faydaları oldu. Her attığım adımda yeni farkındalıklar kazandım. 10 yılın sonunda evlenince mesleği bıraktım. 4 sene boyunca evde oturdum. Kendimi aradım. Çocuk yetiştirdim, gezdim, temizlik yaptım, yeni tarifler denedim, dikiş dikmeyi öğrendim, resim yapmayı denedim. Açık öğretime başladım. Bunların hiç biri beni mutlu etmedi. Evden çıkmam gerekiyordu ve bende yapabildiğim tek işe geri döndüm. Hemşirelik! Bir hafta içinde bir iş buldum. Yine küçük bir tıp merkezindeydim. Artık büyümüş 2 çocuk annesi bir kadındım ve herkes bana abla diyordu. Buraya kadar nasıl geldim inanın hiç bilmiyorum. Tabi ki bir ay sonunda bu işi yapamayacağıma karar verdik. Hem iş yeri için nöbet tutamayışım bir engeldi. Hemde çocuklardan çok uzak kalıyordum. Tabi bu başarısızlık beni biraz dağıttı. İşin kötü tarafı artık çalışmam gerektiğini biliyordum. Evde oturup cam silmek istemiyordum. İşte bu noktada yine eşim devreye girip güzel bir çözüm üretti ve hiç bilmediğim e-ticaret dünyasına giriş yaptım. Sosyal medyalarını yönetmeye başladım. Yeni bir iş öğreniyordum ve aynı zamanda çocuklarlarımla vakit geçirebiliyordum. Artık kendimi eskisi gibi güçsüz ve işe yaramaz hissetmiyordum. Ben öyle hissetmiyordum ama çevrem sen ne anlarsın? Sen ne yapıyorsun? demeye başladı. Ben tekrar dibe çekiliyordum. Tek fark artık 17 yaşında değildim. Kanatlarıma dokunmaya çalışanın kollarını kırabilecek güçteydim. Artık yazmasamda bir gün yazacağım umudu ile bir web sitesi aldım. Kendimi yalnız hissettiğimde açıp bakıyordum. Başka insanların yazılarını okuyor burada var olabileceğimi hissetmeye çalışıyordum. Yazmak heyecan verici olsada artık yapamıyordum.
Dün akşam kızlarla otururken konu yine benim donukluğuma geldi. Fatma senin artık hayallerin yok sen okuldayken böyle değildin dedi! Bu gerçek yüzüme bir tokat gibi çarptı. O kadar haklıydı ki. O kadar uzun zamandır hiç bir şey yapmak istemiyordum. Bütün gece bunu düşündüm. Uyandığımda hala aynı şeyi düşünüyordum. Bir hayalim yoktu. Kanatlarım çok önceden kırılmıştı.
Bir Cevap Yazın