Masa da her şey yerli yerinde kahvaltılıklar kenarları çiçekli küçük düz tabaklara konmuş. Sıcak peynir ve yumurta ortada servise hazır. “Hadi başlayalım” dedi. Henüz yarım saat önce gördüğüm, doğru düzgün tanışmadığım patronumla kahvaltıya oturmuştum. Çay içmeyişime oldukça şaşırdıktan sonra anlatmaya başladı. “Burası benim evim. Buraya gelen her misafirin bunu hissetmesini istiyorum. Tabi çalışanlarında burayı kendi evinin salonu gibi görmelerini istiyorum. Burada sadece çalışıp, vakit öldürmeni istemem. Aynı zamanda eğlenmelisinde, öğrenmelisinde” dedikten sonra yumurta servis etti. Ekmeği uzatırken devam etti “mutfakta iki kişiyiz sen burada tek idare edeceksin. Menüyü okursun sipariş alırken mutlaka kafanda bir şeyler canlansın isterim. Not almayı da ihmal etme” Bir günlük bir iş sonuçta bunu yapabilirim. Zaten oldukça tenha bir mekan gibi görünüyor. Bunun sebebi havaların hala serin olması da olabilir. Bir kahveye ihtiyacım olduğunu hissettim. Erken vakitte yapılan kahvaltılardan pek hoşlanmam. Geç ve uzun süre masada oturduğum, bir şeyler dinleyip, okuduğum, ayaklarımı tabureye uzatabildiğim kahvaltıları seviyorum. Ben kahve almak için kalkmaya hazırlanırken içeri koştura koştura bir kız girdi. Beresini çıkartıp siyah kıvırcık saçlarını sallayarak düzeltip çantasını ve ceketinide barın arkasına bırak yanımıza geldi. Yanaklarının tombulluğu kocaman gülümsemesinden kaynaklı bu neşeli kız “günaydınlar” deyip eğilerek bizleri selamladı. Böylesi kibarlıklara pek alışık değilim. P. ona gülümseyerek ağzındaki lokmaları eliyle gizlerken “günaydın. Çabuk kendine bir servis aç ve bize katıl. Gel de S.’ye yemek yemeyi göster” Ben sessiz biraz da utangaç seyrederken adımın geçmesinden tuhaf bir huzurluk duymuş gülümsüyordum. P. benim habersiz gelişimi anlatırken, ben aralarında ki yaş farkına rağmen çok uyumlu olduklarını farkettim. Kesinlikle beraberlerdi. Böyle uygunsuz ilişkileri nerde görsem tanırım.
Kısa bir tanışma faslından sonra bu kıvırcık saçlı kızın. Üniversitede edebiyat okuduğunu, yurtta kaldığını vaktinin çoğunu burda geçirdiğini, hatta hayatının sadece buradan ibaret olduğunu anladım. Bu kadar pozitif ve girişken bir kızın böyle kıyıda kalmış bir kafede ne işi olabilirdi ki? P kahvaltıdan sonra dışarı çıktı ve U ve ben yalnız kaldık. Aşçınında bugün gelmeyeceğini öğrendiğimde çok panikledim ancak U.’nun sakinliği beni yatıştırdı. Gözüm sürekli saatte bugünün bitmesini bekliyordum. Beklerken yerleri silip, tuvaletleri temizledim. Barın arkasını toparlayı masalara servis açtım sonra da radyoda çalan şarkılara bırakıp kendimi kitap okumaya başladım. Aklımı kitaba pek veremiyordum. Nedeni henüz tanışmadığım adı çok anılan F. Hanımdı. Anladığım kadarı ile F ile bir ilişkileri vardı. Peki bu durumda U’nun durumu neydi? Bütün bunlar beni ne ilgilendirirdi ki? U. da boşluğu fırsat bilip makyaj yapmaya gittiğinde koca kafede yalnız kalmıştım. Kendimi kitaba veremeyeceğimden emin olduğumda kitabı kapatıp pencereden Galata’yı seyrederken omuzumda bir el hissettim. Arkamı döndüğünde karnıma bir sancı girdi öyle derin bir sancıydı ki nefesimin kesildiğini hissettim. Karşımda beyaz tenine zıt siyah saçları, uzun boyuyla bir adam duruyordu. Benden 3 yada 4 yaş büyük kirli sakallı ve siyah tişörtünün kollarından bileğine inen dövmeleriyle ve bütün benliğiyle içime akıyordu. Kendimi toparlamam ne kadar sürdü bilmiyorum. “Aaa çok özür dilerim ya ben biriyle karıştırdım sanırım. Yeni mi başladın sen” diye sordu. Kekeledim mi emin değilim. “Evet” diyebildim. Sağ elimi saçlarıma götürüp arkaya doğru attıktan sonra “bugünlük buradayım. Size nasıl yardımcı olabilirim” diye sordum. “ Bizim ihtiyara baktım ama sanırım bankaya gitti” dedi biraz kinayeli bir ses tonuyla söylemişti. Burada herkes bir sır saklar gibiydi ne tuhaf! Kendi sorununu kendisi çözmüş buranın yerlisi birine yardım edecek halim yoktu. Kalbimde ki anlam veremediğin bu heyecanı düzeltmek için bardan su almaya yöneldiğimde “bir sade kahve alırım”dedi. Yönümü değiştirip tuvaletin kapısına tıklattım ve “sade kahve siparişi geldi. Ben kahve yapmayı bilmiyorum” dedim. U aceleyle makyaj malzemelerini çantasına doldurup tuvaletten çıktı. Dövmeli U’yu görünce suratından bir tiksinti geçti. U’da pek mutlu görünmüyordu. Başlarıyla selamlaştılar ve biz bara geçip kahve yapmaya başladık. Bir yandan kahve yaparken bir yandan da dövmelinin adının A. olduğunu patronun oğlu olduğunu annesini çok küçükken kaybettiğini bu yüzden huysuz biri olduğunu öğreniyorum. İçimde bir dal kırılıyor sanki annesini kaybettiğini öğrenince, insan yarası yarasına denk geleni bir anda önemsemeye başlıyor. Kahveyi masaya koyup arkamı döndüğümde “seni tanıyorum” diyor. Şaşkın bir ifadeyle dönüyorum. “Nerden diye sorma bende bilmiyorum ama seni tanıyorum” diyor. Yüzüm kızarıyor ve dönüp gidiyorum. İçim huzursuz buradan bir an önce eve gitmek istiyorum. Söz verdin akşama kadar durmam lazım. Duracağımda hatta ömrümün en tatlı akşamını geçireceğim. Tabi henüz bunu bende bilmiyorum.
Bir Cevap Yazın