Az önce Tezer Özlü’nün şöyle bir sözünü okudum; “Sürekli gitmek istemekte bir yerde , hiçbir yerde olmak istemek değil mi?”
İçimde hep bir gitme isteği, hep bir yere yetişme telaşı var. Bu kendimi bildim bileli böyle, küçücük bir çocukken bile gitmenin hayalini kurardım. Tek başına Özgür Kız gibi dağları, tepeleri, köyleri gezmek isterdim. Hatta o kadar çok istedim ki liseyi -hiç bir alakam olmamasına rağmen- Sivas’ta okudum. Aslında bugünden bakınca nasıl cesaret edebilmişim bilmiyorum. Bildiğim tek şey gitmelere aşık bir insan olarak büyüdüm. Bir tren bileti alıp şehir şehir gezdim. Gitmenin en güzeli ise trenle olanıydı. Haydarpaşa’nın deniz kokusundan çıkıp başka şehirlerin rüzgarına karışmak gibisi yoktur.
Olduğum yerde yıllarca kalmanın derin bir iç huzursuzluğu yaşıyorum. Kalmayıda gitmek kadar sevdim oysa, bu şehre bir ağaç gibi kök saldım. Şimdiler de tren yolcukları yapmak zor geliyor. O eski deli cesaretimden eser yok. İki çocukla kısa mesafe yolculukları yapıyoruz. Yine de uzun yolda bağıra çağıra şarkı söylemeyi hiç bir şeye değişmiyorum. Eskisi gibi alıp başımı gidemiyorum ama termosumuza kahve demleyip akşamları sahilde denizi seyrediyoruz. Gitmek yerine koca yürekli bir adamla nefes almayı tercih ettim.
Hiçbir yerde olmak meselesine gelirsek. Tek bir yeri dünyanın her yerine tercih ettim. İçimde zerre kadar pişmanlık yok. İnsanın gidebileceği en uzak yer; bir başkasının yüreği olmalı bence, çünkü vardığın yüreğin doğru adres olması da Allah’ın bir lütfu değim mi?

Bir Cevap Yazın