Yola çıkmaya karar verdim. Bir akşam ansızın gitmek isteği doğdu içime..
Küçük bir çanta hazırladım. Bir iki elbise diş fırçası falan işte. Kahve yaptım. Çaycı değilim ben, uzun yolda kahve severim. Öylece çekip kapıyı çıktım. Bir taksiye binip “Haydarpaşa Garı’na” dedim. Akşamın bu saatinde eve dönüş telaşında ki koca şehir daha da kalabalık görünüyordu. Yorgun taksicinin son müşterisi miydim? Onunda kafası başka diyarlardaydı. Bende kafamı cama yaslayıp düşlerime daldım. Neden birden gitmek istediğimi düşündüm. Bazen ilham almak istiyorum. Başka şehirlerden, başka insanlardan, başka hayatlardan.. Nereye gideceğime henüz karar vermedim. Tren garında karar verecektim.
Taksiden inerken Haydarpaşa’nın ayrılık kokan rüzgarı eteklerimi uçurdu. Herkes için kavuşmaların ve ayrılıkların mekanı olan bu koca gar benim için öyle değil. Ben buraya yıllarca gelip gittim. Bir yere varmak için de değil. Buranın havası hep iyi geldi. Oturup gidişleri ve gelişleri seyrettim. Denize ayaklarımı uzatıp hayallere daldım. Bazen Karaköy’den dönerken vapurdan erken inip o zamanlar Kadıköy’deki evime yürüdüm. Benim için anlamı çok büyük. Şimdide ilk ihtiyaç duyduğumda buradayım işte. Kafamı kaldırıp garın ihtişamını seyrettim. İçeri girdiğimde bir banka oturup nereye gideceğimi nereye gitmem gerektiğini düşündüm. Hemen yanıma hızlı adımlarla gelen bir genç oturdu. En fazla on sekiz yaşında, tişörtünü yüksek bel pantolonunun içine sokmuş, saçlarını fön makinesiyle yukarı doğru kaldırmış. Tertemiz ama telaşlı bir yüzü olan genç oturdu. Gözü duvardaki saatte sürekli kapıyı kontrol ediyordu. Bir an bana baktı ve başını hafif eğerek selam verdi. Çok nazikti. Bende karşılık verip nereye gittiğini sordum.
“Eskişehir” dedi.
“Öğrenci misin?” diye sordum.
“Öğrenciydim. Orada okudum. Arkadaşlarımı ziyarete gidiyorum”
“Telaşlı görünüyorsun. Beklediğin biri var sanırım”
“Evet tren yarım saat sonra kalkacak. Ya yetişemezse?” Bunu söylerken gözlerinden bir umutsuzluk ifadesi geçti.
“Yetişemezse bir sonraki trenle gelir”
“Hayır! Mutlaka gelmeli”
“O zaman gelir.”
İçimden bir ses gelmeyeceğini söylüyordu. Şimdi ben nereye gitmem gerektiğine karar vermem gerekirken, müthiş şekilde neler olduğunu merak ediyordum. Bir hata mı yapıyorlardı? Birinden mi kaçıyorlardı? Dayanamayıp “Belki de aramalısın” dedim.
“Efendim”
“Arkadaşını diyorum. Arasana nerde olduğunu öğrenirsin”
“Arayamam!” dedi ve sustu. Artık hüzünlü görünüyordu.
Sonra birden ayağa kalktı bir tur atıp geri oturdu. Cebinden bir sigara çıkardı. “Aslında arkadaşlarımızı ziyarete gitmiyoruz. Kaçıyoruz. Eğer gelirse.. Biz Eskişehir’de okuduk. Leman Türk Dili bense Tarih bölümünden geçen sene mezun olduk. Hatta mezuniyet kutlamasında ona bir yüzük verip evlenme teklif ettim. Leman’ın ailesi benim işsiz güçsüz bir adam olduğumu öne sürüp evlenmemize izin vermedi. Uzaktan akrabası olan zengin birine vereceklermiş. Leman istemiyor. Biz kavuşmanın yollarını ararken ailesi onu eve kapattı, telefonunu bile aldılar. Ortak bir arkadaşımızdan haber yolladım. Bekleyeceğim seni dedim. İşte böyle on beş dakika sonra tren kalkacak. Eğer gelmezse zaten gitmemin bir anlamı yok ama ben bu şehirde nasıl kalırım onu bilmiyorum.” Ne diyeceğimi bilemedim. Öylece bakakaldım. Zaten o da bir cevap beklemiyordu. Uzun bir on beş dakika vardı. Sevdiği gelecek miydi bende merak ediyordum. Her geçen dakika daha da umutsuzlaşıyordu. Kafasını ellerinin arasına alıp dizine doğru yaslandı. O anda bir hareketlenme oldu. Koşar adımlarla uzun boylu, sarışın, telaşlı bir kız geldi. Birini arıyordu. Onun Leman olduğunu anladım. Elimi gencin omzuna koyup “geldi” dedim. Bir anda yerinden fırladı ve Leman’a koştu. Sarıldılar. Uzun bir süre sarıldılar. Korkunun, telaşın yerini sevinç almıştı. Sonra genç bana doğru yaklaşıp “geldi” dedi. Bende “geldi” dedim. Kısa bir gülümsemeden sonra onlara el salladım ve gittiler.
Yola çıkarken başıma neler geleceğini bilmiyordum. Nereye gideceğimi bilmiyordum. Şimdi biliyorum. Deniz kenarına doğru yürüyüp kaldırıma oturdum. Çantamdan kahvemi çıkardım. Gelip geçen vapurları seyrettim. Dalgaların sesini dinledim. İçimde tarifi mümkün olmayan bir huzur vardı. Yol bu kadardı bu seferlik. Gitmekten vazgeçmiştim. Bir kavuşmaya şahit olmak uzunca bir yoldan daha iyi gelmişti. Şimdi kulağımda Pinhani’nin Dünyadan uzak şarkısı var. Eve gidip uyuyacağım ve bu kavuşmanın sonsuza dek sürmesini dileyeceğim..

Bir Cevap Yazın